27 Eylül 2013 Cuma

dua





izlendi, ihanetin gizleri.
gizlendi, cinayetin izleri.
ölüm, günahları temizledi.
hangi katil cana kıyarken böylesi titizlenir?
kim seni hem öldürüp hem de canlı tutar?
kim ruhumu esir ederken ölümsüzlük yutan?
iyi de kim öc alabilir ateş tutup suya?
nitekim şahsi iradenle inanmışsın buna.
bana yoksun desen, sana varım demem.
sana yoksun dersem, bana varım deme.
öyle de sen; yüzünü buza gömer yemen.
sen öyle istesen, sana döner yolum gene.
yoldan çıkmadım, yolu kaybettim.
ben aklımı, aklım seni kaybetti rahmetli.
hak sahibi beni, ben de seni affettim.
bileklerim bir çuval zinciri mahvetti.
zincirden kurtulmanın çok acı bir yanı var.
esaretten beter hür olup ulaşamamak yanına.
ellerinde hala öldürdüğün aşığın kanı var.
kim, nasıl girdi, anlamış değilim kanına.
sevdiğini söylemek şimdi mi ayıp oldu?
doğduğundan bu yana sevmiyor mu adem oğlu?
ben sana hala açım, sen ne ara doydun?
hükmüne karşı, şiirden ince boynum!
şiirden ince boynum, kılıçtan kalın.
güzel bir sözün yanında kılıç tahta kalır.
elçiler, gamsızlar ülkesine haber salın.
geliyorum, yanıma ölüm, kılıç, kalkan alıp.
cesaretimden değil, korkumdan.
her şeyi ezberledim, sorgun var.
zihnim cümle ezberinden yorgun da,
hafızamda yerin fazlaca, denizde bol kumdan.
bu keder niye mi?
bu keder benden uzaktasın diyedir.
bu kader diye mi?
bu kader değilse, bu tüm olanlar niyedir?
öylesine mi? sanmam.
herşey öylesine olmaz, an var.
ölesiye mi? yanmam.
güneşle aramda, bir gölgelik dam var.
beni koruyabilir mi? asla.
seni içimde korur yıllar, kalbimde paslan.
sevmektir hastalığı, kalbimdir hasta.
kalbimin hastalığı, pastan.
kirden, kirlilikten, yastan!
birlikte yaşadığım bu ayyaştan!
direnmeli doğar doğmaz, baştan!
akıl doğar doğmaz başta!
dil, doğar doğmaz yerinde,
konuşur; ne konuştuğunu öğrenince.
göz, doğduğunda seninle,
dolar; büyüdüğünü görünce.
hafızam bir kartalın göz bebeği.
herşeyin altında sen arayan köstebeğim.
aşk: karmaşık bir söz öbeği.
zihnimi oku, sana karmaşıklık göstereyim.
yine beni aşk başında yakaladın.
beni bu halde yakalayan halime bakakalır.
masumiyet bitti, yaktık ak yakaları!
değiştik ve yapmıyoruz artık eski şakaları.
hiçbirimiz eskisinden daha masum değiliz.
geriye giden tek yanımız masumiyetimiz.
hiçbirimiz dünya çıkmazında mahsur değiliz.
bir çıkış bulmak olmalı tüm arzu ve niyetimiz.
birbirimizi sevmeliyiz!
bir dünyadayız ve buna değmeliyiz!
birbirimizi sevmediğimiz,
her zamana, bir zamanda dönmeliyiz.
en büyük ilham inançtır, unutamazsın.
yazmak hapşırmak gibidir geldi mi tutamazsın.
hapsetsen de çığlıklarını duyarsın.
bu gürültüde vicdanını uyutamazsın.
gecenin sükunetini böler aniden,
terk ediş üzerine söylenmiş maniler.
kulağım işitmiyor karanlığı ahiren.
karanlık seni bulamaz zahidem.
ama sen karanlığı yere tükürebilirsin.
sevdiğini bağır! kükre, bilinsin!
çekilmez inan bu koca külfet ilimsiz.
ağzından bir dua çıksın, bağrına bin insin.
benim duam kabul oldu; yazdım.
harfleri esirgemedim çünkü şiir kazdı.
şiir gelecek yerden harf esirgenmez,
bini geçik cümle, binlerce kelime az mı?
dönmen için değil, görmen için.
güneş bizim için varsa gölge niçin?
gel gör içimdeki gölden içip;
ölümsüzlük ne demektir gölgen için.


gölgesine hasretim, beni güneşten azledin.
unutmak istiyorum yaz nedir.
hatırlamamak en son kim yaz dedi..
hatırlamıyorum bana kim yaz dedi.
her şeye tamam dedim, ne zaman az dedim?
kalbim örf adet bilirdi, insanlar yobaz dedi.
sana körü körüne bağlandığımı sandılar,
haklılardı da böylesine de yobaz denir.
onu elimden alan; unutma!
adım almanı bekliyorum huduttan!
nişan aldım kalbine bir güç, bir umutla.
onu elimden alan; unutmam!
karşına çıkmasamda hatırlarım.
hatırlatır intikamı satırlarım!
onu kurtarıp beni gemimle batırmanı,
unutursam adamlığın hatrı kalır.
benim suçum onunla açılmak.
kendini kaybetmek açıkta.
kaybolmak battıkça,
yüreğin attıkça.
hep aynı noktadayım,
yediğimden beri kafama oklavayı.
ilerlemekten korkmam, hayır.
öğretti bana o gün bugündür korkmamayı.
balığın hafızası tazelenir;
herşeyi su görmek ki mazereti.
göz bebeklerim taze yetim.
taşıyor gözlerimin kaseleri.
birinci haftasında gittiğinin,
fark ettim bütünüyle bittiğini.
bugün, o gün, yedinci gece.
sekizinci gün, resmidir bittiğimin.
korkmaya başladım yavaştan.
krizlerim ha başladı ha başlar.
hiç bir türlü tedaviye yanaşmam.
nefretle de olsa gel ve ya kal aşkla.
ya benim ol beni sevme,
ya da beni sev benim olma.
benim olurken beni sevme,
beni severken benim ol da.
var ol da istersen yar olma.
kömür karası gönlüme har ondan.
yanar gönül evim; karton ya.
atla aşk; içimdeki balkondan.
kaç kurtar kendini yanmaktan.
gönlün ateşime zor dayanmakta.
şüphesiz..
tek kazancım sensin.
sensizken seninle, seninle, sensiz..
istemeden kimse kimseyi sevmez.
kimse kimseyi sevmeden istemez.
şüphe denilen histe dert,
şimdi aşkla nefret aynı pistteler.
dilin kemiği yoktur ama elin vardır.
gönlüm elime bu yüzden dargın.
tutabilirdi kendini, daha ötesi var mı?
var, daha ötesi yangın.
aşkımı tarihe gizlerim, bu giz benim.
bu, bir benim ödevim, bir benim ezberim.
bu benim sınavım, benim sırrım.
yok ederim izleri; parçalar dikizleri.
herşey oldu bittiye geldi, sen bana gelmedin.
bir kurşun attın sakat bıraktın, ölmedim.
gitmeye hakkın vardı kabul ettim,
sakat bırakmak mı olmalıydı önlemin?
değer vermedin mi sahi hislerime?
sana sürünmemi mi istedin hep?
kandırmışsın beni, dolandırmışsın,
varamamışım dolanmaktan istediğime.
bir dairenin çizgisinde hapisim.
rotam güneş, gün deniz mavisi.
söyledim ya müebbet hapisim.
gönderme, sen getir havadisi.
sen; ustalık çağımın ilhamı,
kağıtlara inşa ettim bin hanı.
beni anlamıyorsun ya hani,
bu, bu dünyadaki imtihanım.
neden mutsuzum peki bencilsem?
oysa ben karıncayı bile incitmem.
hor mu görülmem gerekir sencilsem?
döksem, sığmaz hislerim bin cilte.
bu yüz yıllık alfabeye büyük kalır sevdam.
seni anlatacak harfler bir asırdır mefta.
yaşanmıyor asır oldu imrenecek sevda.
konuşacaksan git; dinleyeceksen kal.
gürültüye çıktı, aklım pencereden.
gidiyorsun; yüreğimde tavalar tencereler.
akla küfürler savuran kim bilir kalbe ne der?
aşkta devrimi anlarım da darbe neden?

13 Eylül 2013 Cuma

Not Defteri -1-



- Eskisi kadar kafamın çalışmadığını hissediyorum. Düzeleceğini umuyorum

- Bir çok yazıyı rafa kaldırdım en baştan başlıyorum , böylesi daha iyi.


- Agnes Obel dinlemek beni çok rahatlatıyor. Anlamlandırılamaz bir yoğunluk . Youtube mix ini dinlemelisiniz . İşi kolaylaştırmak için buyrun efendim : https://www.youtube.com/watch?v=5i0fXVNXF-M&list=RD02vjncyiuwwXQ

- Gelecek için korkularım var . İstediğim hayatı yaşayabilecekmiyim bilmiyorum . Beklemek kötü bişey. Ama inanmak başarmanın yarısı derler , ben çok fazla inanıyorum.

- Uzun zamandır karikatür çizmiyorum . Özlem gidermenin vakti geldi , fakat o kadar özlediğimi hissetmiyorum.

- Masa lambamın ampülü , ona ayırdığımız sürenin sonuna gelmiş . Oyuncu değişikliği yapmam lazım . 

- Facebook da ki oyun isteklerinden nefret ediyorum . Tamam zamanında bir kaç oyun oynamış olabilirm ama bu hala oynuyorum anlamına gelmiyor . Benim o oyunları oynadığım zamanlar amcalar , teyzeler oyunlara dahil değildi. 

- Okul başlıyor , hazır değilim.

- İki tekerlekli taşıtlara olan ilgim çocukluğumdan bu yana kat kat artıyor. Kafasında ki planı yapmaya odaklanmış biri oldum yıllardır . Fakat bu konuda hayatımda ki dişilere karşı gelemiyorum .

- Mc Donalds' ın benim için en iyi yanı Sprite. Yoksa gidiceğimden değil.Burger King e Sprite geldiği gün Mc Donalds hayatımdan tamamen çıkacak.


-  Balkonumda yetiştirdiğim domastes fidesi artık kurudu . Onunla birlikte geçirdiğimiz yaz boyunca , bana emeğimin karşılığı olarak 11 domastes verdi. İnsan yemeye kıyamıyo söyleyim :) 

- Aklıma bazen çok şey geliyo , not almayı unutuyorum , daha sonra hatırlamaya çalışıyorum ama pek başarılı olduğum söylenemez. 

  Görüşmek Üzere.

10 Eylül 2013 Salı

Eşsiz Kırmızılar

 
    Kış aylarını hiç sevmem. Soğuk yakıcıdır , hasta eder, yatağa mahkum bırakır , enerjinizi alır, üşütür.Ama O yanımda iken , soğuk tatlıdır , mutlu eder, ısıtır , enerji verir , koşmak isterim . 


 O günde soğuk yakıcıydı , etraf beyazın parlaklığıyla süslenmiş , her adımda kar'ın çıkardığı , hala bir şeye benzetemediğim fakat yer yer hoşuma giden  o melodik sesle doluydu. Ankara'nın sert rüzgarı burnumu kızartmış , avuçlarımı üşütüyordu. Her ne kadar soğuğu sevmesemde nereye gidersem gideyim , Ankara'nın soğuğunu hep özledim . Belki de sebebi O'dur .  

 Otobüsten indim .Karlar büyük taneler halinde , beton zemine aşıkmışcasına , birbirleriyle yarışarak ,hava da savrula savrula yere düşüyordu. Sık sık , hatta genelde olduğu gibi yine geç kalmıştım .Ders başlamış 20 dakika geçmişti . Trafik lambasının altında bulunan kırmızı butona bastım . Soğukla savaşırken bir an önce kantine gitmek istiyordum . Nihayet beklenen an geldi .Kırmızı ışık yandı, arabalar sabırsızlıkla beni bekliyor. O kısacık yoldan geçerken hep içim tuhaf olmuştur , çünkü oradan yalnız geçmek şoförlere göre suç işlemiş gibidir . Hadi geç artık , tek başına o kadar trafiği durdurdun dercesine bakıyorlar. Yoldan geçtim , okulun buz tutmuş demir, krem rengi kapısını açtım , kantine ulaşmak için aşağı indim . Sıcak çikolata o anda içimi ısıtacak en iyi içecekti . Onu içerken , tortulaşan , alev topu gibi kısmı boğazınızdan geçerken , soğukla olan bütün bağınızı alır götürür.Tam olarak da istediğim buydu .Avuçlarımın sıcaktan terlemesini istiyordum. 

  Pencerenin yanında bulduğum boş masaya oturdum . Kulklığımı taktım  tam olarak Şu: ''Angus & Julia Stone - For you'' şarkıyı açtım .Her şey hayal ettiğim gibi gidiyordu . Müziğimi açmış , sıcak çikolatamı yudumlarken mutluydum . O'nunla ise uzun süredir ne dosttuk ne de düşman . Hala havalarda uçuşan gizli bakışlar . Ama karşılaşınca birbirine bakamayan yeşil gözler . Kim ister ki böyle olmasını . Ne ben isterdim ne de o isterdi.Son yudumu aldığımda şarkı sanırım üçüncü tekrarını yapıyordu . Zil çaldı , montumu çantamı koluma aldım . O huzurlu anları bırakıp sıkıcı derslere gitmeyi istemiyordum . ağır  adımlarla üçüncü kattaki sınıfıma çıktım . Her sabah ki ritüel olan selamlaşma faslını geçtikten sonra sırama attım kendimi . İçimde garip bi his vardı . Şuan çok özlediğim , tedirginlikle sigara içtiğimiz  , o beyaz pimapen tarzında plastik kapılı , duvarlarına yazı yazılmış , dar ,çoğunlukla kullanım amacı ihtiyaç gidermek yerine sigara içmek olan fayans tuvalette sigara içmek dahi istemiyordum .Şimdi düşünüyorum da markası ne olursa olsun hayatım boyunca en çok haz aldığım ,eğer tadı varsa en tatlı sigaraydı onlar .

  Ders başladı , zombi tipli zayıf uzun boylu mavi gözlü , kimi zaman sevimli ama çoğu zaman ızdırap olan kadının matematik dersiydi .Yine günündeydi o gün .Havanın rehaveti yetmezmiş gibi ,40 kişiye psikolojik oyunlar oynuyordu .Onun dersinde 40 dakika bir ömür gibidir . Dersin yani ızdırabın bitimine yakın  dışarda kar çok kartopu oynayalım dediklerini duydum . Başta istemedim  ama çok fazla ısrara gelemediğim için kabul ettim . Daha sonra öğrendim ki 'O' istemiş benim gelmemi ama söyleyememiş. 

 Aşağı indik , soğukla tekrar merhabalaştım . Ve O merdivenlerden aşağı iniyordu . Rengi tam bilmiyorum ama sanırım kobalt mavi bi renkti ,keten pantolonu. Beyaz gömleğinin yakaları görünüyordu siyah kabanının altından . Olacaklara önceden hazırlanmış bir şekilde ,kapşonunu başına çekmişti. Yanaklarının kızarıklığını hiç sevmez , hep nefret etmiştir o şeftali kırmızısından. Ama Ona nazaran ben o kırmızılığa bayılıyorum.Nasıl tarif etmeliyim bilmiyorum fakat yıllanmış bir şarabın koyuluğunda değil  ya da pembemsi bir böğürtlenin açıklığında . Sanki dünya üzerinde ki kırmızı tonlarının arasından en eşsizi yanaklarının rengi . Tatlı kırmızılığı kapatmak için yanaklarına  fondöten sürsede , dışarı çıktığında , metal parçaların demir de ısıtıldığında ortaya çıkan ,ağır ağır , içten gelen renk gibi o kırmızılıkta belirğinleşmeye başladı . 

  Herkes çocuklar gibiydi . Pek dahil olmuyordum olaya , dışardan bakmak bi bakıma daha eğlenceliydi.  Birbirlerini kar'a yatıranlar , kendini özel ajan gibi hissedip plan kuranlar , rastgele kar topu atanlar vardı etrafta. 

  Burnumun şiddetle kızardığını hissediyordum , her zaman terleyen avuçların  susuz topraklar gibiydi ...
Sonra O koşmaya başladı bana doğru , içimden soruyorum kendi kendime bana mı koşuyor ? Saçmalama oğlum sana neden koşsun . Ama iyice yaklaştı. Sana koşmuyor arkasındakilerden kaçıyor ... Ben bunları düşünürken bi anda ellerini belime sıkıca sardı , kafasını göğsüme koydu . Arkasındakiler durdu , geri döndü . Bana baktı , bir süre sarıldık. Hani o başta anlattığım soğuk vardı ya .Eser kalmadı o soğuktan . Karlar artık yere düşmüyordu sanki , etraftaki sesler kesildi , ya da bana öyle geliyordu çünkü tek duyduğum şey kesik kesik nefes alışlarıydı . Gözleri soğuktan sulanmış .Yanakları alev topuna dönmüş , bütün karları eritecek gibiydi . Çocukken kar topu oynadıktan sonra ayaklarımı,ellerimi, parmaklarımı saran acıyla karışık keskin soğuğa karşı 60 derecelik kalorifer peteğinde uzuvlarımı ısıtmaya ,tekrar benim olmalarını sağlamaya çalışırdım.Fakat onun sarıldığında hissettirdiği sıcaklığı hiç bir ısıtma birimi bana veremez. O anda hava benim için ağustosa dönmüştü , mevsim normallerimin üstü yine gücünü göstermiş ,soğuk kış gününü ,ağustosa , güneşin en tepede olduğu zamana getirmişti . Üzerimdekiler fazlalık gibi geldi , çok sıcak olmaya başladı. Ben o günden sonra , ne zaman soğuk suratıma vursa , ne zaman buz gibi havayı ciğerlerime çeksem , ne zaman o içimi kaplasa , kış bana güzel geldi . O yanımda iken hiç bir kış üşümüyorum artık 




  

6 Eylül 2013 Cuma

Mevsim Normallerimin Üstü


 
  O'nu zihnime yapıştıran görüntülerden bir tanesi Ankamall sinemasının önünde , yürüyen merdivenlerden çıkma imajıdır. Benim için çok efsanevidir.  Bir duygusal barometre varsa insan bedeninde; eminim ki o gün en tepeye vurmuştur. Parayı insanların duygularından kazanan iğrenç aşk yazarlarından olmak istemiyorum ama karnımın o günkü kadar asitlendiğini katiyen hatırlamıyorum. İnsan çok mutlu olunca karnı ağrıyormuş. Hep öyle olmuştur; ne zaman mutluluktan ölsem, kasılırım ve pek bir şey yiyemem. Buluştuğumuzda kafamda sinemaya gitmek, beraber mısır (patlamış) yemek ve kola içmek vardı. Ama saatlerce oturduğumuz o masa , hayatımda yediğim en güzel mantarlar ,onlarca oscar almış filmlerden , dünyanın en iyi patlamış mısırından , boğazınızdan aşağı süzülürken yakıcı hazzı veren ,en yoğun asitten kat kat daha güzeldi.


  Kibardır, hoş görülüdür, eğlencelidir, zariftir ve çok sevimlidir. Sizi değerli hissettirir, yanında kendinizden utanmazsınız. Sanki herkes size gülümseyen gözlerle bakıyor gibidir. Sanki herkes sizin mutluluğunuzu istiyor gibi davranır. O günkü kokusunu asla unutamam. Ya, nasıl açıklayayım aslında net bir çilek ezgisi vardı özünde. Hani çileğin mükemmel bir tatlı ekşi dengesi vardır ya, işte O'nun kokusunda da bu vardı. Şekerli bir parfüm değildi asla; boğmuyordu zaman geçince de yorup sıkmıyordu. Ekşi de değildi katiyen; burnu kaşındırmıyordu zamanla da kendisini alıştırmıyordu. Ne odunsu kokuların erkeksiliği vardı ne de çiçekli kokuların aşırı kadınsılığı. İnsanı yalnızca çepeçevre sarıyor, acayip bir yoğunlukla kalbini eziyordu.Çok parfüm kokladımama asla O'nu kokladığım kadar iyi hissetmedim.

  Arkadan  toplanmış  bakımlı saçlar, bulutlar kadar beyaz bir ten, yay kaşların altında kocam ,yeşil, ışıl ışıl bakan gözler.Ufacık ,ucu kalkık fındık gibi bir burun .Dolgunluğu tam kıvamında olan pembe dudaklar.Çok az çıkıntılı elmacık kemikleri. SAnki bir serçeymiş gibi , rüya gibi bir dengeyle hareket eden narin bir vücut. Paçalarına doğru bollaşan lacivert bir kot, siyah tişört ve üzerine giyilmiş kot ceket.Üstüne tek bir toz konmamış mavi bir ayakkabı.  Bir çeşit rüyada gibiydim. Eğer bir kadın olsaydım, onun gibi olmak isterdim. Tam kafamda hayal ettiğim gibiydi. Beni gördüğü zaman ,sanki oğlunu okula gönderen bir anne gibi iki eliyle omuzumdan tutarak, yanaklarımı öptü.

  Bir ilişkinin yazgısını belirleyen en önemli şey; ilişkide ki iki kişinin de hayallerinin aynı saflıkta olmasıdır.Uzun yıllar önce kurduğumuz hayaller tıpkı bıraktığımız gibi aynı saflıkta , tek bir cümlesi her iki kişi tarafındanda unutulmamış,berrak ve net görülebiliyordu.Kendimizi o kadar kaptırmış olmalıyız ki bazen pat diye ayağa kalkıp, bak öyle değil böyle olucak ,daha güzel olur , hah tam da o şekilde derken gözleri daha da ışıldıyordu.

  Lise yıllarından sonra ilk kez yeniden bir araya gelmiştik, en son elini tuttuğumdan bu yana bir buçuk yıl geçmişti.Adını hala bilmediğim ,yürüyen merdivenlerin çıkışında , kitap,okul malzemleri satan ve kalemliklerin 58 lira olduğu dükkanın önünden geçerken elini tuttum. işte tam o anda kalbinin avucumda attığını hissettim,bu kadar heyecanlanacağını asla tahmin edemezdim . Sesi çatallaştı ,kelimeleri telafuz edemiyordu.Sanırım ani hareketim ufak bi kalp krizine neden olmuştu :) 
 
   O'nunla ne zaman yanlız olsam , zaman sanki 
lunaparkta en sevdiğim oyuncağa binmiş gibi ,bi anda , çabucak ,parmaklarımın arasından kayıp gidiyor .Otobüs durağına doğru yürüdük , ilk gelen dolmuşa binmesini istemedim. O'nunla gitmeyi çok istedim ama yalnız gitmesi gerekiyordu ,kısa bir süre sonra diğeri geldi, bindi ,araç hareket etti sol tarafımdan kuvvetli soğukluğuyla , sigaramı yakmamı engelleyen bir rüzgar esti .Kollarım üşüdü. Fakat hava ne kadar soğuk olursa olsun, o hep mevsim normallerimin üstü.


1 Şubat 2013 Cuma

Biri daktiloyu ittirsin!




  

Geçtiğimiz günlerde bir söz okudum;
  "İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar"
  Bana da tam olarak bu oldu. Ara sıra olur zaten, en son bir 18 imde silkelenmiştim.
   Ben kadere inanırım. Biri ile tanıştığımda bunun boşu boşuna olmayacağına... Hayatımızda eksikliğini hissettiklerimiz bir gün gelip bizi bulur. Çünkü insan kendine yabancılaşmaya başladığında, ona kendini yeniden anımsatacak bir sınıra ihtiyaç duyar. Bu nedenle bir bedene odaklanıp kalırız. Bana sınırlarımı hatırlatacak birine ihtiyacım vardı ve sınır gelip beni buldu.
Karşımdaydı…
   Birbirimize yeni ve sürprizlerle dolu bir yaşam alanı yaratabilir miydik bilmiyorum. Ama varlığı bana iyi geldi ve unuttuklarımı hatırlattı. İçlerine beni de dahil ettiği öyle güzel hayalleri vardı ki, sonuçta bu hayallere belkide fazla anlam yüklettirdi!
  Aslında biliyordum aynadaki aksim değildi. Ama bir aynanın karşısına geçtiğimde bana en yakışacak kişilerden biriydi. Olmadı...! Farklı makamlarda söylendi şarkılar. Hep benim zannetmeler, özensiz davranışlar sergilendi.
  Sevginin de bir yeteri vardır ve sevgisi "yeteri kadar" ağır gelmedi karar sürecinde. İki olarak başladığımız şeyin, bir başına yorgunluğunu hissetti. Dizleri dermansızlaştı, bana gelemeyecek kadar kenetlendi işine. Yanılgılar, sanılar gelip çattı kapımı.
  Bir kitabın altının çizilecek tek bir cümlesinin bile bulaması gibi.. Öyle bir heves kırıklığı. Ayaküstü kaldı aramızdakiler. Oturupta dinlenemedi, demlenemedi.. Özensizlik başlığı altında cevaplandı tüm sorular.Ama olur öyle, hayat bazen uzun sürebilecek bir ilişkiyi hızlı ve kestirmeden yaşatır bize. Şu an düz gitmek isterken, ilk sapaktan dönen bir insana benziyor hislerim.
Şu an kocaman içi dolu laflar söyleyesim var. Yazılacak çok cümlem var. Yazık ki, yazılamayacak da... Zayıflıklarımı bir zarfa koyup kendime gönderesim ve bunlarla yüzleşesim var. Zoraki gülümsemelerin arkasına saklandığım saatlerim...
Onunla aramızda açılan mesafeyi izliyorum kaç gündür. Sahi; "biz birbirimiz için neydik ve ne olmak istemiştik" ,"Değdik mi?"
  Garip!
Kalıplarımız aynı olsa da; şimdi her ikimizde kendi cümlelerimizi arayan iki insandan ibaretiz sadece…

‘’Kader, alnımızdan önce avuçlarımıza çizilmişti. Bizse onu insan siluetine indirgedik. ‘’

      Biri daktiloyu ittirsin!